Wednesday, March 27, 2002

Gezi Yazisi

21- 24 Mart arasi Dogu Kiyisi gezisi bitti. Ise geri dondum. Geziler bitmese keske.

Doguya ucmak ozellikle En batidan en doguya ucmak ilginc oluyor. Sabah 9'da San Francisco'dan ucaga biniyoruz, 4.5-5 saat ucuyoruz, aksam 5 gibi orada oluyoruz, aksam oluyor gun bitiyor, bir gun hic yasanmamis gibi.

Aksam 5:30 gibi Zeynep'le havaalaninda bulustuktan sonra aksam yemegi icin gidilicek restorana dogru yola koyulduk. Newark havaalanindan New York'a gitmek icin Lincoln Tunnel'dan gecmek gerekiyor, nehrin altindan gecen bir tunel. Omur torpusu.

Neyse park yeri bulduktan sonra (o da ayri bir olay) restorana dogru yuruyoruz ama NY buz kesiyor, ruzgarli. Sirin kucuk bir Isvec restorani, Ulrika's, John'un universite arkadaslari geliyor, Zeynep ve ben disinda butun bayanlar hamile. Iki ciftin ayni yasta ogullari da var, Kinloch ve Maxim. Maxim gecenin bizi gulmekten oldurdu, gitmeye hazirlanirlarken annesi paltosunu giydirip, onu barda bir sandalyeye oturtu. Minik paltosu ile cool bir erkek olarak barda oturan Maxim, onu opmeye calisan bizlere "Cry" - agla diyip, aglamadikca kendini opturtmuyordu. Komik cocuk..

Ikinci gun Philadelphia'ya dogru gitmeye basladik. Yol iki saat falan, ama haritaya bakmakla sorumlu olan ben, oynadigimiz oyuna kendini biraz fazla kaptirinca obur eyalete kadar indik yanlislikla (Delaware).Philadelphia Amerika'nin ilk buyuk sehri. Uzun zaman ticaret ve kultur merkezi olmus, hatta bir ara da baskent. NY'un buyumeye baslamasindan sonra ise cekiciligini kaybetmis. Su an daha kucuk ve yavas NY gozu ile bakiliyor. Hala sanat dunyasi acisinda cok zengin ve bir dolu universite ile kusatilmis sehrin etrafi.

Sehre geldigimizde hava cok soguk oldugu icin nehire kenari turistik sokagi South Street'de biraz yuruduk, daha sonra da sehir ziyaretci merkezinden aldigimiz harita ile sehir sokaklarinda gezmeye basladik. Ilginc bir havasi var sehrin, ilk Ingiliz yerlesim alanlarindan biri oldugu icin Ingiliz sehir planlamasi hissediliyor bazi sokaklarda. Tugla evler ve kizarmis yaprakli agaclar, bazilarinda ise tomurcuklar acmis bir sure onceki guzel havaya aldanip. Sehrin merkezindeki yonetim binasinin en ustune konmuz William Penn heykeli John'u cok rahatsiz etti. William Penn Philadelphia'nin ilk Ingiliz sahibi. Kral tarafindan bu topraklar ona hediye edilmis,o da eyaletin adini Pennsilyvenia (yani Penn ormanlari) adini vermis. John'u rahatsiz eden sey ise binanin en ustunde kendini herkese gostermesi Penn'in. Ona gore daha alcakgonullu biri sadece adinin binaya verilmesi ya da heykelin giriste durmasi gibi seylerle yetinebilecegini dusunuyormus. Bir de tabii ilkel bir sekilde toprak sahibi olma zamanlarini hatirlatmasi. Bana sadece komik geldi Penn'in hala orada durmasi.

Aksam Isletme Masterindan arkadasim Belkis ve Hakan ile Alma da Cuba adli bir Kuba restoraninda bulustuk. Soguk Philadephia'dan sonra herkes icini mojito'larla isitti (hic sevmiyorum o naneli icecegi, ben baska seyler ictim) ve yemeklerimizden cok memnun kaldik, Benim ayrica hosuma giden mimari ve dekorasyonda kullanilam basit cizgiler ve duvara asilmis klasik malzeme disinda isik ve projektorlerle sergilenen resimler. Daha sonra anlatirim belki ama NY'da yeni acilan Prada magazasinda da sen sevdigim sey, giysilerin arasina giysiler gibi asilmis, ince ekranlardan gosterilen gerek kayit ya da sadece resimler. Yuksek teknolojinin dekorasyon amacli kullanilmasini cok zeki ve renkli buluyorum.

Neyse Belkislar bizi evlerinde guzelce misafir ettikten sonra bir de ertesi sabah bize kucuk bir tur yaptirdilar. George Washington ordularinin bie kis boyunca savas icin bekledikleri buyuk kamp (park) alani, minik zafer arki ve bir de unlu kucuk sehirlerden birin "Wayne". Okudugum BOBOS kitabinda buradan cokca bahsedildigi icin oray gormek guzel oldu.

Sonra bir kere daha sehre gittik, Zeynep'in derste anlatacagi "philadelphia academey of fine arts"i iyice incelemek icin. Zeynep'in mimarlik tarihi bilgilari binayi ilginc kildi bizim icin, bunun yanisira verdigi yanlis resim bilgileri de.

Geri donuyoruz NY'a. Yine Lincoln tunelinden bunaltici gecis. Bu sefer Pasha, bir Turk restoranina gitmek icin park yeri ariyoruz, sehir yine soguk. John'un bir arkadasinin dogumgununu kutlayacagiz. Pasha'ya girer girmez Turkce konusmaya baslamak ilginc bir duygu. Garsonlarla Turkce anlasabilmek, etraftan Turkce duymak. San Francisco'da pek mumkun degil.

Neyse bu kadar gezi yazisi yeter, detaylarla sonra devam ederim, yoksa hic bitmeyecek.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home

Powered by Blogger