Uzerinden epey vakit gecti ama aklima geldi. Los Angeles'a gittigimizde Getty Muzesini ziyarete gittik. Bekledigimden cok farkli, ilginc bir gezi oldugu icin yazmaya deger buluyorum.
Muzedeki ilk maceramiz park etme ile basladi. Esas park alani dolu oldugu icin bizi bes kilometre uzaktaki ikinci park alanina yolladilar. Orada arabayi park edip gunes altinda bizi ilk alana goturecek otobusun kuyruguna girmeye hazirlanirken bir gorevlinin "obur parkyerine simdi giderseniz, park edebilirsiniz" diye haykirmasi uzerine bir heyecan yasandi. Gorevliyi ilk duyanlar arasinda oldugumuz icin arabaya kosup ilk yere gittik, parkettik. Daha sonra minik tramvayimsi bir tasita binerek kucuk bir tepenin uzerine kurulmus muzeye ulastik.
Muzeye giris cok asamali. Tramvay muzenin oldugu tepeye ulastiginda gokyuzune acilan bir genis alana cikiliyor. Buradan yine cok genis bir alana yayilmis basamaklardan cikarak binanin icine giriliyor. Hersey cok acik, ferah. Ama giris binasinin icine girince bir sure garip bir bocalama yasadim. Normalde muze, sinema gibi servis icin para odenmesi gereken yerlere gidince, odeme yapilan alan kolayca bulunabilen, onunde sira olan ya da herkesin isaretlerle yoneltildigi yer oluyor. Bense bu aciklik, ferahlikta elimde para nereye gitmem gerektigini bulamadim. Sonunda John'un arkadasinin esi muzenin ucretsiz oldugunu soyledi. Buyugunden kucugune yillardir ucretsiz hicbir muzeye gitmedigim icin inanilmaz sasirtici idi bu bilgi, muzenin sagladigi butun servisler ve detaylarin guzelligini dusununce.
Muze buyuk bir alana yayilmis, bir dolu bina ve bahceden olusuyor. Farkli binalar degisimli olarak muzenin koleksiyonu sergiliyorlar (en degerli parcalarin cogu Getty'nin kendisinden kalmis) ve ayrica konuk sergiler geliyor. Biz gittigimizdeki konuk sergi "Garip Gunler: Altmisli Yillardan Fotograflar" idi. Sergiden Garry Winogrand ve Diane Arbus hayrani olarak ayrildim! Fotografin o ilginc " anlik da olsa gercegi yansitma" ozelligi beni en cok ceken sanirim. Altmisli yillardaki ayakkabilar, o sirada genc olan bir erkegin simdiki yaslanmis hali, bakislar...
Neyse daha guncel birsey ise "Lost In Translation" filmi. Sofia Coppola'nin yonetmenligini yaptigi bu filmde Mill Murray cok komik, Tokyo cok cekici. Filmin kendisinin fotograflarini cekmek geliyor insanin icinden, izlerken Tokyo sokaklarina baktikca. Gidilmesi gereken yerler listemde. Film ise, sanirim "Top Ten" listeme girebilir bir gun .
Muzedeki ilk maceramiz park etme ile basladi. Esas park alani dolu oldugu icin bizi bes kilometre uzaktaki ikinci park alanina yolladilar. Orada arabayi park edip gunes altinda bizi ilk alana goturecek otobusun kuyruguna girmeye hazirlanirken bir gorevlinin "obur parkyerine simdi giderseniz, park edebilirsiniz" diye haykirmasi uzerine bir heyecan yasandi. Gorevliyi ilk duyanlar arasinda oldugumuz icin arabaya kosup ilk yere gittik, parkettik. Daha sonra minik tramvayimsi bir tasita binerek kucuk bir tepenin uzerine kurulmus muzeye ulastik.
Muzeye giris cok asamali. Tramvay muzenin oldugu tepeye ulastiginda gokyuzune acilan bir genis alana cikiliyor. Buradan yine cok genis bir alana yayilmis basamaklardan cikarak binanin icine giriliyor. Hersey cok acik, ferah. Ama giris binasinin icine girince bir sure garip bir bocalama yasadim. Normalde muze, sinema gibi servis icin para odenmesi gereken yerlere gidince, odeme yapilan alan kolayca bulunabilen, onunde sira olan ya da herkesin isaretlerle yoneltildigi yer oluyor. Bense bu aciklik, ferahlikta elimde para nereye gitmem gerektigini bulamadim. Sonunda John'un arkadasinin esi muzenin ucretsiz oldugunu soyledi. Buyugunden kucugune yillardir ucretsiz hicbir muzeye gitmedigim icin inanilmaz sasirtici idi bu bilgi, muzenin sagladigi butun servisler ve detaylarin guzelligini dusununce.
Muze buyuk bir alana yayilmis, bir dolu bina ve bahceden olusuyor. Farkli binalar degisimli olarak muzenin koleksiyonu sergiliyorlar (en degerli parcalarin cogu Getty'nin kendisinden kalmis) ve ayrica konuk sergiler geliyor. Biz gittigimizdeki konuk sergi "Garip Gunler: Altmisli Yillardan Fotograflar" idi. Sergiden Garry Winogrand ve Diane Arbus hayrani olarak ayrildim! Fotografin o ilginc " anlik da olsa gercegi yansitma" ozelligi beni en cok ceken sanirim. Altmisli yillardaki ayakkabilar, o sirada genc olan bir erkegin simdiki yaslanmis hali, bakislar...
Neyse daha guncel birsey ise "Lost In Translation" filmi. Sofia Coppola'nin yonetmenligini yaptigi bu filmde Mill Murray cok komik, Tokyo cok cekici. Filmin kendisinin fotograflarini cekmek geliyor insanin icinden, izlerken Tokyo sokaklarina baktikca. Gidilmesi gereken yerler listemde. Film ise, sanirim "Top Ten" listeme girebilir bir gun .

0 Comments:
Post a Comment
<< Home