oh.my.god...Calisti....
Saturday, March 30, 2002
Friday, March 29, 2002
"We are in a remarkable cultural moment. A creative convergence is underway in which shared technologies and networked communications encourage a common language of production and transparent exchange between fields.
Too often, unchallenged and long held axioms become hindrances to actual truths -- be those economic, artistic, or social. Rather than attempt to predict a singular future of our field, there is a critical need to examine various forces that can guide the possibilities and limits of various sustainable new media based cultures. Blur 02�s planning sessions reveal the heterogeneity of practitioners� visions to reinvigorate practices, engender cross-pollination, and recognize the value of difference in the field. "
Bu yakinda yapilacak bir seminerin tanitim sayfasinda. Niye buraya koydum, benim hissettiklerimden biraz bahsetmesi (sanatci olmasam da) ve yasanilan su teknoloji ve sanatin icinde teknoloji devrimini ozetlemesi sebebi ile galiba..Ilgili websayfasi'na bakabilirsiniz...
Too often, unchallenged and long held axioms become hindrances to actual truths -- be those economic, artistic, or social. Rather than attempt to predict a singular future of our field, there is a critical need to examine various forces that can guide the possibilities and limits of various sustainable new media based cultures. Blur 02�s planning sessions reveal the heterogeneity of practitioners� visions to reinvigorate practices, engender cross-pollination, and recognize the value of difference in the field. "
Bu yakinda yapilacak bir seminerin tanitim sayfasinda. Niye buraya koydum, benim hissettiklerimden biraz bahsetmesi (sanatci olmasam da) ve yasanilan su teknoloji ve sanatin icinde teknoloji devrimini ozetlemesi sebebi ile galiba..Ilgili websayfasi'na bakabilirsiniz...
Thursday, March 28, 2002
Otobus yolumun ustunde bir kose var, tam cok dik bir yokusun ustundeki bir kose, sanki asagisi ucurummus gibi cunku yol gozukmuyor. Hep gunesli, okyanus manzarali bir kose.
Neyse bu sabah tam o kosede cukulata renkli, hafif balik eti, pembe montlu bir adam dansediyordu.Muzik falan yok, gunesde oyle kendi kendine, ama hani kara derililerin kendilerine has o kivrak hareketleri vardir ya, onlarla guzel guzel. Cok eglenceliydi, otobusle uzaklasincaya kadar izlemek. Umurunda degildi dunya.
Boyle guzel gunesli sabahlarda ofise kapanmak calismak icin, cok zor oluyor. Mekana bagli olmayan bir is yapmak istiyorum, kimbilir belki yeni teknolojilerle gerceklesir hayalim.
Neyse bu sabah tam o kosede cukulata renkli, hafif balik eti, pembe montlu bir adam dansediyordu.Muzik falan yok, gunesde oyle kendi kendine, ama hani kara derililerin kendilerine has o kivrak hareketleri vardir ya, onlarla guzel guzel. Cok eglenceliydi, otobusle uzaklasincaya kadar izlemek. Umurunda degildi dunya.
Boyle guzel gunesli sabahlarda ofise kapanmak calismak icin, cok zor oluyor. Mekana bagli olmayan bir is yapmak istiyorum, kimbilir belki yeni teknolojilerle gerceklesir hayalim.
Wednesday, March 27, 2002
Gezi Yazisi
21- 24 Mart arasi Dogu Kiyisi gezisi bitti. Ise geri dondum. Geziler bitmese keske.
Doguya ucmak ozellikle En batidan en doguya ucmak ilginc oluyor. Sabah 9'da San Francisco'dan ucaga biniyoruz, 4.5-5 saat ucuyoruz, aksam 5 gibi orada oluyoruz, aksam oluyor gun bitiyor, bir gun hic yasanmamis gibi.
Aksam 5:30 gibi Zeynep'le havaalaninda bulustuktan sonra aksam yemegi icin gidilicek restorana dogru yola koyulduk. Newark havaalanindan New York'a gitmek icin Lincoln Tunnel'dan gecmek gerekiyor, nehrin altindan gecen bir tunel. Omur torpusu.
Neyse park yeri bulduktan sonra (o da ayri bir olay) restorana dogru yuruyoruz ama NY buz kesiyor, ruzgarli. Sirin kucuk bir Isvec restorani, Ulrika's, John'un universite arkadaslari geliyor, Zeynep ve ben disinda butun bayanlar hamile. Iki ciftin ayni yasta ogullari da var, Kinloch ve Maxim. Maxim gecenin bizi gulmekten oldurdu, gitmeye hazirlanirlarken annesi paltosunu giydirip, onu barda bir sandalyeye oturtu. Minik paltosu ile cool bir erkek olarak barda oturan Maxim, onu opmeye calisan bizlere "Cry" - agla diyip, aglamadikca kendini opturtmuyordu. Komik cocuk..
Ikinci gun Philadelphia'ya dogru gitmeye basladik. Yol iki saat falan, ama haritaya bakmakla sorumlu olan ben, oynadigimiz oyuna kendini biraz fazla kaptirinca obur eyalete kadar indik yanlislikla (Delaware).Philadelphia Amerika'nin ilk buyuk sehri. Uzun zaman ticaret ve kultur merkezi olmus, hatta bir ara da baskent. NY'un buyumeye baslamasindan sonra ise cekiciligini kaybetmis. Su an daha kucuk ve yavas NY gozu ile bakiliyor. Hala sanat dunyasi acisinda cok zengin ve bir dolu universite ile kusatilmis sehrin etrafi.
Sehre geldigimizde hava cok soguk oldugu icin nehire kenari turistik sokagi South Street'de biraz yuruduk, daha sonra da sehir ziyaretci merkezinden aldigimiz harita ile sehir sokaklarinda gezmeye basladik. Ilginc bir havasi var sehrin, ilk Ingiliz yerlesim alanlarindan biri oldugu icin Ingiliz sehir planlamasi hissediliyor bazi sokaklarda. Tugla evler ve kizarmis yaprakli agaclar, bazilarinda ise tomurcuklar acmis bir sure onceki guzel havaya aldanip. Sehrin merkezindeki yonetim binasinin en ustune konmuz William Penn heykeli John'u cok rahatsiz etti. William Penn Philadelphia'nin ilk Ingiliz sahibi. Kral tarafindan bu topraklar ona hediye edilmis,o da eyaletin adini Pennsilyvenia (yani Penn ormanlari) adini vermis. John'u rahatsiz eden sey ise binanin en ustunde kendini herkese gostermesi Penn'in. Ona gore daha alcakgonullu biri sadece adinin binaya verilmesi ya da heykelin giriste durmasi gibi seylerle yetinebilecegini dusunuyormus. Bir de tabii ilkel bir sekilde toprak sahibi olma zamanlarini hatirlatmasi. Bana sadece komik geldi Penn'in hala orada durmasi.
Aksam Isletme Masterindan arkadasim Belkis ve Hakan ile Alma da Cuba adli bir Kuba restoraninda bulustuk. Soguk Philadephia'dan sonra herkes icini mojito'larla isitti (hic sevmiyorum o naneli icecegi, ben baska seyler ictim) ve yemeklerimizden cok memnun kaldik, Benim ayrica hosuma giden mimari ve dekorasyonda kullanilam basit cizgiler ve duvara asilmis klasik malzeme disinda isik ve projektorlerle sergilenen resimler. Daha sonra anlatirim belki ama NY'da yeni acilan Prada magazasinda da sen sevdigim sey, giysilerin arasina giysiler gibi asilmis, ince ekranlardan gosterilen gerek kayit ya da sadece resimler. Yuksek teknolojinin dekorasyon amacli kullanilmasini cok zeki ve renkli buluyorum.
Neyse Belkislar bizi evlerinde guzelce misafir ettikten sonra bir de ertesi sabah bize kucuk bir tur yaptirdilar. George Washington ordularinin bie kis boyunca savas icin bekledikleri buyuk kamp (park) alani, minik zafer arki ve bir de unlu kucuk sehirlerden birin "Wayne". Okudugum BOBOS kitabinda buradan cokca bahsedildigi icin oray gormek guzel oldu.
Sonra bir kere daha sehre gittik, Zeynep'in derste anlatacagi "philadelphia academey of fine arts"i iyice incelemek icin. Zeynep'in mimarlik tarihi bilgilari binayi ilginc kildi bizim icin, bunun yanisira verdigi yanlis resim bilgileri de.
Geri donuyoruz NY'a. Yine Lincoln tunelinden bunaltici gecis. Bu sefer Pasha, bir Turk restoranina gitmek icin park yeri ariyoruz, sehir yine soguk. John'un bir arkadasinin dogumgununu kutlayacagiz. Pasha'ya girer girmez Turkce konusmaya baslamak ilginc bir duygu. Garsonlarla Turkce anlasabilmek, etraftan Turkce duymak. San Francisco'da pek mumkun degil.
Neyse bu kadar gezi yazisi yeter, detaylarla sonra devam ederim, yoksa hic bitmeyecek.
21- 24 Mart arasi Dogu Kiyisi gezisi bitti. Ise geri dondum. Geziler bitmese keske.
Doguya ucmak ozellikle En batidan en doguya ucmak ilginc oluyor. Sabah 9'da San Francisco'dan ucaga biniyoruz, 4.5-5 saat ucuyoruz, aksam 5 gibi orada oluyoruz, aksam oluyor gun bitiyor, bir gun hic yasanmamis gibi.
Aksam 5:30 gibi Zeynep'le havaalaninda bulustuktan sonra aksam yemegi icin gidilicek restorana dogru yola koyulduk. Newark havaalanindan New York'a gitmek icin Lincoln Tunnel'dan gecmek gerekiyor, nehrin altindan gecen bir tunel. Omur torpusu.
Neyse park yeri bulduktan sonra (o da ayri bir olay) restorana dogru yuruyoruz ama NY buz kesiyor, ruzgarli. Sirin kucuk bir Isvec restorani, Ulrika's, John'un universite arkadaslari geliyor, Zeynep ve ben disinda butun bayanlar hamile. Iki ciftin ayni yasta ogullari da var, Kinloch ve Maxim. Maxim gecenin bizi gulmekten oldurdu, gitmeye hazirlanirlarken annesi paltosunu giydirip, onu barda bir sandalyeye oturtu. Minik paltosu ile cool bir erkek olarak barda oturan Maxim, onu opmeye calisan bizlere "Cry" - agla diyip, aglamadikca kendini opturtmuyordu. Komik cocuk..
Ikinci gun Philadelphia'ya dogru gitmeye basladik. Yol iki saat falan, ama haritaya bakmakla sorumlu olan ben, oynadigimiz oyuna kendini biraz fazla kaptirinca obur eyalete kadar indik yanlislikla (Delaware).Philadelphia Amerika'nin ilk buyuk sehri. Uzun zaman ticaret ve kultur merkezi olmus, hatta bir ara da baskent. NY'un buyumeye baslamasindan sonra ise cekiciligini kaybetmis. Su an daha kucuk ve yavas NY gozu ile bakiliyor. Hala sanat dunyasi acisinda cok zengin ve bir dolu universite ile kusatilmis sehrin etrafi.
Sehre geldigimizde hava cok soguk oldugu icin nehire kenari turistik sokagi South Street'de biraz yuruduk, daha sonra da sehir ziyaretci merkezinden aldigimiz harita ile sehir sokaklarinda gezmeye basladik. Ilginc bir havasi var sehrin, ilk Ingiliz yerlesim alanlarindan biri oldugu icin Ingiliz sehir planlamasi hissediliyor bazi sokaklarda. Tugla evler ve kizarmis yaprakli agaclar, bazilarinda ise tomurcuklar acmis bir sure onceki guzel havaya aldanip. Sehrin merkezindeki yonetim binasinin en ustune konmuz William Penn heykeli John'u cok rahatsiz etti. William Penn Philadelphia'nin ilk Ingiliz sahibi. Kral tarafindan bu topraklar ona hediye edilmis,o da eyaletin adini Pennsilyvenia (yani Penn ormanlari) adini vermis. John'u rahatsiz eden sey ise binanin en ustunde kendini herkese gostermesi Penn'in. Ona gore daha alcakgonullu biri sadece adinin binaya verilmesi ya da heykelin giriste durmasi gibi seylerle yetinebilecegini dusunuyormus. Bir de tabii ilkel bir sekilde toprak sahibi olma zamanlarini hatirlatmasi. Bana sadece komik geldi Penn'in hala orada durmasi.
Aksam Isletme Masterindan arkadasim Belkis ve Hakan ile Alma da Cuba adli bir Kuba restoraninda bulustuk. Soguk Philadephia'dan sonra herkes icini mojito'larla isitti (hic sevmiyorum o naneli icecegi, ben baska seyler ictim) ve yemeklerimizden cok memnun kaldik, Benim ayrica hosuma giden mimari ve dekorasyonda kullanilam basit cizgiler ve duvara asilmis klasik malzeme disinda isik ve projektorlerle sergilenen resimler. Daha sonra anlatirim belki ama NY'da yeni acilan Prada magazasinda da sen sevdigim sey, giysilerin arasina giysiler gibi asilmis, ince ekranlardan gosterilen gerek kayit ya da sadece resimler. Yuksek teknolojinin dekorasyon amacli kullanilmasini cok zeki ve renkli buluyorum.
Neyse Belkislar bizi evlerinde guzelce misafir ettikten sonra bir de ertesi sabah bize kucuk bir tur yaptirdilar. George Washington ordularinin bie kis boyunca savas icin bekledikleri buyuk kamp (park) alani, minik zafer arki ve bir de unlu kucuk sehirlerden birin "Wayne". Okudugum BOBOS kitabinda buradan cokca bahsedildigi icin oray gormek guzel oldu.
Sonra bir kere daha sehre gittik, Zeynep'in derste anlatacagi "philadelphia academey of fine arts"i iyice incelemek icin. Zeynep'in mimarlik tarihi bilgilari binayi ilginc kildi bizim icin, bunun yanisira verdigi yanlis resim bilgileri de.
Geri donuyoruz NY'a. Yine Lincoln tunelinden bunaltici gecis. Bu sefer Pasha, bir Turk restoranina gitmek icin park yeri ariyoruz, sehir yine soguk. John'un bir arkadasinin dogumgununu kutlayacagiz. Pasha'ya girer girmez Turkce konusmaya baslamak ilginc bir duygu. Garsonlarla Turkce anlasabilmek, etraftan Turkce duymak. San Francisco'da pek mumkun degil.
Neyse bu kadar gezi yazisi yeter, detaylarla sonra devam ederim, yoksa hic bitmeyecek.
Wednesday, March 20, 2002
mmmmm, suflee..Northshield sufleleri, bol kremayla..
Yarin sabah NY'a ucuyorum, iBook geldi ve tamir olmus, kimse cevap falan yazmadi, olsun ben yine de yazicam...
Friday, March 15, 2002
Hala yeni tasarim yok cunku apple bir turlu iBook'umu tamir etmiyor, cok cok sinirliyim onlara ama bunlar onemsiz seyler..
Bugun cuma, ve haftasonuna baslamak icin cok heyecanliyim. Her haftasonu geldiginde yasasin bos zaman, istedigimi yapabilirim diye hevesleniyorum ama her seferinde istedigim ve yapmak zorunda oldugum seylerden birazini yapinca haftasonu bitiyor ve bos vakit ne zaman bulucagimi merak etmeye basliyorum.
Yine bir dolu yapicak sey var, spor, ic tasarim odevi, kaya tirmanma, yuruyus, ...
Demin anne, baba - arkadaslari - ve Zeynep'le chat yaptik hep birlikte, webcamlerle. Sarap tatmadan geldikleri icin hafif cakirkeyf, pek sirindiler.
**Tugba evleniyor**, **Halam da evleniyor**...Uzakdan uzakdan seviniyorum ben de....
Yarin Berkeley'deki sevdigimiz sushiciye gidiyoruz, John, Patricia ve ben, mimmm...
Peki hadi bana cevap yazin, buraya yazmaya devam etmemi istiyor musunuz?
Bugun cuma, ve haftasonuna baslamak icin cok heyecanliyim. Her haftasonu geldiginde yasasin bos zaman, istedigimi yapabilirim diye hevesleniyorum ama her seferinde istedigim ve yapmak zorunda oldugum seylerden birazini yapinca haftasonu bitiyor ve bos vakit ne zaman bulucagimi merak etmeye basliyorum.
Yine bir dolu yapicak sey var, spor, ic tasarim odevi, kaya tirmanma, yuruyus, ...
Demin anne, baba - arkadaslari - ve Zeynep'le chat yaptik hep birlikte, webcamlerle. Sarap tatmadan geldikleri icin hafif cakirkeyf, pek sirindiler.
**Tugba evleniyor**, **Halam da evleniyor**...Uzakdan uzakdan seviniyorum ben de....
Yarin Berkeley'deki sevdigimiz sushiciye gidiyoruz, John, Patricia ve ben, mimmm...
Peki hadi bana cevap yazin, buraya yazmaya devam etmemi istiyor musunuz?
Monday, March 04, 2002
Notlar
Bu yeni bloggerin bir ozelligi var, yeni bir yazi yazdigimda isteyenlere mail olarak da gonderebiliyor. Ister misiniz oyle birsey?
Bu arada, yeni sayfa duzenim yakinda geliyor, tasarim asamasindayim henuz.
Bu yeni bloggerin bir ozelligi var, yeni bir yazi yazdigimda isteyenlere mail olarak da gonderebiliyor. Ister misiniz oyle birsey?
Bu arada, yeni sayfa duzenim yakinda geliyor, tasarim asamasindayim henuz.
Bahar havasi, insanin icini isitiyor gunes burada. Zaman hizla akiyor, mart oldu hemencik.
iBook geri geldi bugun bana, bakalim heyecan yine basliyor. 2 hafta sonra da Zeynep ve New York! Planlari simdiden yapmaya basladim. Gorulucek cok sey var.
Ic Tasarim derslerim basladi, bir dolu odev, proje. Neyse ki eglenceli seyler, zaten o yuzden alinmaz mi hobi dersleri? Komik olan 3 kiz (Alice, Becky, ben) acik havada tirmanmaya gitmek icin zaman ayarlamaya calisiyoruz, neredeyse Mayis ayi ortalarina kadar ortak bos vakit bulamiyoruz. Herkes peek mesgul buralarda.
John son zamanlarda scooterlara takti. Cok merak ediyorum biiiiizzz diye San Francisco yokuslarinda dolasmak nasii olucak..
iBook geri geldi bugun bana, bakalim heyecan yine basliyor. 2 hafta sonra da Zeynep ve New York! Planlari simdiden yapmaya basladim. Gorulucek cok sey var.
Ic Tasarim derslerim basladi, bir dolu odev, proje. Neyse ki eglenceli seyler, zaten o yuzden alinmaz mi hobi dersleri? Komik olan 3 kiz (Alice, Becky, ben) acik havada tirmanmaya gitmek icin zaman ayarlamaya calisiyoruz, neredeyse Mayis ayi ortalarina kadar ortak bos vakit bulamiyoruz. Herkes peek mesgul buralarda.
John son zamanlarda scooterlara takti. Cok merak ediyorum biiiiizzz diye San Francisco yokuslarinda dolasmak nasii olucak..
