Monday, July 31, 2006

Yangin var!

Carsamba gun onceden planladigimiz sekilde Shasta- Trinity milli ormanindaki Canyon Creek rotasina dogru yola ciktik. Kamp yapmak icin heyecanliydik. 5 saatlik sicak, iki kopekli araba yolculugundan sonra nehir kenarindaki ilk kamp yerimize vardik. Burasi araba ile park edip, hemen yanibasinda kamp kurulabilen bir yer, yatakli piknik gibi. Weaverville adli sirin bir sehrin yakininda oldugumuz icin aksam yemegini orada yemege karar verdik! Yanimizda kopekler oldugu icin bizi kabul edicek (disarida oturmak uzere tabii) sinirli sayidaki restoranlardan bir hamburgerciyi sectik,ve kola ve patates kizartmasi ile indirdik midemize burgerlerimizi. Gece cadirlarimizda, ilk defa acik havada uyuduklari icin sasirmis kopeklerimizi uyutmaya calismakla gecti.

Ertesi sabah Canyon Creek rotasina yollandik. Bu milli ormanin girisini gosteren bir tabeleyi gecerken sasirip kaldik: Tabelanin uzerine buyuk bir kagit yapistirilmis, ve Canyon Creek rotasinin yangin sebebi ile kapandigini yaziyordu. Neden sasirdik? John daha bir iki gun once milli park gorevlisi ile bu rota hakkinda konusmus, gerekli izinleri almisti. Hic birsey soylememislerdi. Hem de tabela uzerindeki kagitla yapilan bilgilendirme biraz komik, gayriresmi geldi bize. Yine de gidelim dedik rota basina, bakalim ne oluyor. Baslangic noktasinda bizi ciddi bir gorevli karsiladi. Anladik ki, John'un telefon konusmasindan hemen sonra bir simsek sebebiyle baslamis yangin. Butun alan bosaltiliyormus gorevliler tarafindan. Yangin hem Shasta-Trinity bolgesinin web sayfasinda, hem de gazetelerde haber olmus.

O sirada anlayamadik bu yanginin boyutunu. Uzaklarda goremedigimiz bir yangin. Simdi bizim tabelayi gordugumuz, kamp girisine giden yol bile kapatilmis trafige. Umuyorum cok daha fazla zarar vermeden dogaya kontrol altina alinabilir.

Biz ise kamp yapicaz diye o kadar yoldan geldigimiz icin geri donemedik ve Weaverville'deki milli orman ofisine gidip yakinlardaki baska bir yere gidebilir miyiz diye sormaya karar verdik. Oradaki tatli bir bayan bize Stuart's Fork (Stuart'in Catali!) rotasini onerdi, bizim de aklimiza yatti, yeni hedefimiz orasi oldu. Tabii bu arada gecikmelerden dolayi oglen olmustu ve bizim de karnimiz acikmisti. Yine Weaverville'de yemek yedik, yine hamburger. Bu seferki daha lezzetliydi ama.

Gezinin bu andan sonrasi gercek kamp hikayesi. Stuart's Fork rotasina girme, 6 saat kamp yerine dogru yurume, ulastigimiz inanilmaz guzellikteki kamp yerinde sosisli bulgur pilavi yiyerek DKSK gunlerini anma, patileri su toplayan Buddy ve heyecandan yemek yiyemeyen Lucky ile ilgilenme, nehirde yuzme, 4 saat geri yurume, ve buyuk porsiyon meksika yemegi ile geziyi bitirme.

Geri donus yolunda farkettik ki, Lucky disinda herkes (ben, John, Gulnur ve Buddy) aksayarak yuruyor. Yorulmusuz biraz ama hepsine degerdi Stuart'in catali. Fotograflarin geri kalani burada.

Wednesday, July 12, 2006

Superman Returns!

Biz de izlemeye gittik. Imax'de, yani uc boyutlu ve dev ekranda. Film tamamen uc boyutlu degildi, arada sirada 2-3 dakikalik uc boyutlu bolumler vardi, neyseki. Cok yoruyor cunku gozu verdikleri gozlukler. Eglendik tabii o komik gozluklerle. Bir de cikarken sinema salonundan farketti ki, geri alinmadigi icin insanlar atip gitmisler gozlukleri. Napsinlar baska onlarla.

Sunday, July 09, 2006

Federer!

Wimbledon'i dorduncu defa kazandi. Her ne kadar diger maclari kadar kolay olmasa da isi, hayal kirikligina ugratmadi hayranlarini. Gelecek yil besinci defa kazanmak icin orada olacagini soyledi, ben de gormek istiyorum!

Monday, July 03, 2006

Keramik!
Bunu yazmadan gecemedim. Babamlarla ciktigimiz akraba ziyareti ve gezi turunda ilk duragimiz babaanne ve halamin yasadigi Karacasu idi. Yillardir orada olan birseymis Keramik Atolyeleri, ben bu yil ilk defa gordum. Keramik kil ve seramigin karisimi bir kelime olabilir, ya da Yunanca "keramikos" kelimesinden geliyor olabilir, emin degilim, ama atolyeler harika. Bes alti atolye bir arada, her yerde kil kuyulari, pismis ya da pismeye hazir comlekler, firinlar yaniyor, ustalar calisiyor, kendi icinde bir duzen devam ediyor kirmizimtrak toprak icinde. Diger fotograflari da koymam lazim buraya, cok guzeller.
Neler olmakta?

Ayin 27'sinden beri San Francisco'dayim, bir aylik gezimden sonra. Turkiye'de bir ay harikaydi. Gezdim, yedim, ictim, herkesle birlikte. Bir ay kalinca acaba San Francisco'daki yemeklerden neyi ozlerim diye merak ediyordum; Turk yemeklerinden ne kaldi baska yiyemedigim diye dusunerek geldim. Ne harika yahu deniz borulcemiz, semizotu salatamiz, findiklarimiz, cayimiz, Turk kahvemiz, ailemiz, arkadaslarimiz.

Bu sefer daha detayli yazarim demiyorum geziyi, bakalim yazar miyim diye kendime de soruyorum, ama bir ara fotograflar mutlaka gelecek!

Onun disinda 14 yasindaki kuzenim Ayse Nil geldi bize iki haftaligina. Turkiye'den Delta'nin ucusu ile geliyordu. Istanbul - New York - San Francisco arasi. Ancak Delta'nin New York - Istanbul arasini giden ucaginda bir yolcu rahatsizlandigi icin ucak New York'a geri donus yapmis ve Istanbul'da da Delta'nin baska bir ucagi olmadigi icin, ucagi 14 saat rotarla kalkti Ayse'nin. Biraz yorgun geldi. Bir de 15 yas altinda oldugu icin illa ki havayollarinin ozel refakatci servisi ile ucmasi gerekiyormus. Yani her seferinde bindigi ve indigi havaalaninda daha onceden adi verilmis birileri teslim ediyor, karsiliyor. Bu servis sebebiyle bir de ucaktan en son Ayse Nil cikti, hosteslerle birlikte. Simdi de jetlagini atmaya calisiyor, Buddy ile Ingilizce konusup guluyor, onu surukleyip goturdugumuz Italyan, Cin ve Japon mahallelerinde yemekleri koklayip bakiniyor...

Powered by Blogger